Buradasınız
Ana Sayfa > Genel > Kitap Eleştiri – “İsa’nın Güncesi” Melih Cevdet Anday

Kitap Eleştiri – “İsa’nın Güncesi” Melih Cevdet Anday

İsa’nın Güncesi Melih Cevdet Anday’ın 1974’te kendi adıyla yayınlamış olduğu üçüncü romanıdır. Melih Cevdet Anday’ın, daha önceki romanlarını Murat Tek adıyla yayınladığını da ekleyelim.

Bu kitapta insanın ne derece karmaşık bir yaşam sürebileceği ve olayların nasıl da kişi istemese bile etrafını sardığını anlatıyor. İnsanın yalnızlığını sıkça dile getiriyor, sistemin kölesi olan insanın…

Kitap yer yer kelimelerin tekrarlanması yüzünden sıkıcı hale gelebiliyor. Fakat böyle düşündüğünüz anda anlıyorsunuz ki hayatın kendisi sıkıcı ve Cevdet Anday bunu yazış diliyle sıkça gözümüze sokuyor.

Romanda normal hayat devam ederken aynı zamanda hayatta karşılaşmanın imkansız olduğu hayali bir ortama da giriş yapıyorsunuz. Bu hayali ortamla bozuk bir toplumu dile getiriyor Anday. Hayali lafı biraz hafif gelmiş olabilir, bu ortama çarpık demek daha doğru.

Romanı birçok yönden Kafka’nın Dava adlı romanına benzettim. İkisinde de yargılanan insanlar ve ikisinde de savunmasını kimsenin dinlemediği insanlar var. Romanı Fyodor Dostoyevski’nin 1846 yılında yayımladığı “Öteki” adlı novellasına da benzettim. (2014 yılında çıkan The Double adlı film Dostoyevski’nin bu romanını konu almıştır. İzlenmeye değer bir filmdir.)

 

Kitabın arkasında ki özet ;

“Modern zaman insanını tutsak eden “kuşku”nun merkeze alındığı İsa’nın Güncesinde Melih Cevdet Anday bireyin yalnız kalışını anlatıyor. Bir tür sanrıya dönüşen kuşku, endişe, gözetlenme korkusunun yarattığı bu yalnızlık; giderilebilir, dindirilebilir bir şey de değildir. Melih Cevdet Andayın nefis Türkçesiyle… Kurşunda bir oyun oynanıyordu, ben bunun dışındaydım, ama bir yandan da tümümüzün ağır bir uyumsuzluk ipinde bulunduğumuz duygusunu canlı olarak yaşıyordum. Bu duygu bir aldanma değildi kuşkusuz; hatta seslerin kesilmesi de bunun sonucuydu bence. Pamuk ipliği ile bağlı gibiydik birbirimize. İlişkilerimizin düzenini sağlayan kalıplarımıza bir giriyor, bir çıkıyorduk. Hem tek başımızaydık, hem bir aradaydık. Zaman denilen şeyin beş paralık değeri kalmıyordu. Yıldızlar gibi, birbirimizden habersiz dönüyorduk. Ses duvarını aşıp saltık bir sessizliğe gömülmüştük. Artık hiçbir şeyin anlamı yoktu. “

Paylaşmak mı istedin?Share on Facebook7Tweet about this on Twitter

Yorumun Varsa Sessiz Kalma

Top